.

Ana Sayfa Profilim Arşiv Hobı dünyası

Hakkımda

Boran ve Ardayla ilgili herşey...


Kategorilerim



Yazılarım

Japonya
SENİ SEVİYORUM
Tom sawyer
Savaş
Cumhurbaşkanlarımız
Kıl Kurtları
Ev Aksesuarları
Öğretmenler günü
Trafik İşaretleri
Çarpma Tablosu


Arkadaslarım

muallime
ceylin1978
zehra50
ogretmeninnotdefteri
gocmenkizi
keskinlininmutfagi
7474632002
gamze2007
neyyire


Bağlantılarım

* Bilim ve teknik
* Gonca dergisi
* Bebek kokusu
* google
* Mynet
* adsd
* Vali Ecemiş İlköğretim Okulu
* yahoo
* dersimizforum.
* Murat Başeskioğlu
* Uzmantv
* Seyab
* Beyaz Bulut
* Dbe çocuk oyunları
* Kağıtvesaire
* Öğretmenonline
* Skoool.meb
* Satranç dersleri
* Halil Alpaslan
* Hiperaktif
* Aliağa ram
* Eğitim gazetesi
* Eğitimhane
* Anneler grubu
* Dosya.cc
* sbedelioğlu
* Foça Belediyesi
* Dz.K.K.Foça
* Mevlana
* Lösev
* tdk
* Özel Eğitim
* Trt
* Her çocuğun hakkı
* üstündanışmanlık
* Eğitim neferi
* İngilizce oyun
* Oğuz Polat
* ptt
* ihb
* Başbakanlık
* http://www.sinanaygun.com.tr/
* Tema
* Tsm
* Tif
* Haytap
* onsayfa
* Semazen radyo
* Türkiyenin sitesi
* Rehabilitasyan
* Öğretmençantası
* ozelegitimciyiz.com
* .ogretiyorum.net/
* ilkokulum.net
* Çocukajandası
* Doksat
* Aile
* Çocuk ve Genç
Hobı dünyası


Zıyaretcılerım

Sitenizesayac.com




Bannerim


BANNER KODUNUZU EKLEYINIZ


Dossıteler



Eglence










Engelliler Haftası

Kör ile Kötürüm

— Bak arkadaş, ne ben sağlam
Bir adamım...
— Ne ben tamam
Bir insanım.
— Ben kötürüm,
— Ben de körüm;
Hem anadan doğma körüm,
Ben düşündüm ki ikimiz
Tam bir insan olmak için
Her şeye malikiz: Senin
Kuvvetli bacakların var.
Benim gözlerim de bakar.
Ben senin gözün olurum.
Gecen, gündüzün olurum.

— Ben de sana bacak, ayak
—Öyleyse hiç düşünme, kalk!
Senin için
Ben bakarım ve görürüm
— Ben de seni istediğin
Yere alır, götürürüm.
Böyle işte;
İki mihnet birleşince
Bir teselli hasıl olur,
Mihnetliler de kurtulur.

Tevfik FİKRET


Tarih: 20:54, 15/5/2008 Kategori: Edebiyat
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

Kitap

*

Mümkün olsaydı, her karış toprağa, buğday eker gibi kitap ekerdim. (Horace Mann)
* Kitap, dersini her zaman tekrarlayan hazır bir öğretmendir. ( M.Proust)
* Dünyada en gerçek ve en sadık dostumuz kitaptır. (Prof.Süheyl Ünver)
* Elime biraz para geçerse kitap alırım. Eğer birkaç kuruş artarsa onunla da yiyecek ve giyecek alırım. (Emerson)
* Kitaplarım, bana yetecek kadar büyük bir krallıktır. (Shakespeare)
* Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem. (Gibbon)
* İyi seçilmiş kitapları okumak, geçmiş yüzyılların seçkin zekalarıyla önceden düzenlenmiş bir konuşmaya katılmak gibidir. (Descartes)
* Yabani uluslar dışında her ülke kitaplar tarafından yönetilir. (Voltaire)
* Okumak, kurtulma, özgür olma gücü kazandırır. Okumayanlar, dar çevrelerinin kısır düşünceleri, gelenek ve göreneklerin yetersizlikleri içinde kapalıdır. Okumayı sevenler, yerlerde sürünmezler, bir kanat vuruşuyla evrensel düşüncelerin mutlu iklimine yükselirler. İnsanlığın en yüce kişilerinden meydana gelmiş bir toplum içinde yaşarlar. (Payot

 

Foça Belediyesinin düzenlediği İmza gününde Boran ve Kardeşi...


Tarih: 21:34, 25/4/2008 Kategori: Edebiyat
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Çanakkale Şehitlerine

Çanakkale Şehitlerine


Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.



Mehmet Âkif Ersoy


Tarih: 08:20, 18/3/2008 Kategori: Edebiyat
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Salvador Dali (1904 - 1989)

Salvador Dali (1904 - 1989)


Hasta çocuk; 10 yaşında yaptığı ilk self-portresinin ismiydi

Salvador  Dali (1904 - 1989)

Salvador Dalí 11 Mayıs 1904'de Figueras'ın (İspanya'nın Kuzeyinde Pirienelere yakın bir kasaba) bir köyünde doğdu. 6 yaşındayken menenjitten ölen erkek kardeşinden 3 sene sonra dünyaya gelmişti. 1973 de şöyle yazacaktı: 'Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu.. Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.' Ona koydukları isim; ölmüş kardeşinin ismiyle aynıydı: Salvador. Ressam bu kardeşine ikiz kadar benziyordu. Anne babasının yatak odasında Velazquez'in Çarmıhta İsa resmiyle birlikte asılı olan kardeşinin resminin yaşayan bir aynasıydı. Böylece Salvador Dalí bir küçük despota dönüştü. Ailesinin dikkatini çekmek için yaptığı histeri krizleri, teatral hareketler alışılagelmiş şeylerdi. Uzun süre, onu fetheden kızkardeşi Ana Maria'nın doğumu bile onu düzeltmeye yetmedi. Aksine zaman geçtikçe farklılığını ifade etme isteği daha dayanılmaz hale geliyordu. Hasta çocuk; 10 yaşında yaptığı ilk self-portresinin ismiydi.Kadınlar pek ilgisini çekmiyordu. Onlar “sadece erotik fantezileri için gerekli”ydiler. Dali’nin fikrini değiştiren olay 1926’da Gala’yla tanışmasıyla gerçekleşti. Gala; bir Rus avukatın kızı ve sürrealist şair Paul Eduard'ın eşiydi.


Tarih: 21:14, 28/2/2008 Kategori: Edebiyat
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->



BLOG DESİNG BY REDBUTTERFLY